Thursday, 1 June 2006

Key Largo - Dünyanın Dalış Başkenti -Haziran 2006





Nerede Bu “Key Largo” ?



Key Largo ismini duyduğumda aklıma ilk gelen, Humprey Bogart’ın başrolünü oynadığı 1948 yapımı Key Largo adlı siyah-beyaz filmdi. Buranın ABD’nin en popüler dalış bölgelerinden biri olduğunu sonradan öğrendim. Mart ayı başında, Kardeşim ve badim Ceyhun’la aramızda geçen ``Abi, İnternetten baktım burası dünyanın dalış başkenti imiş. Yok canım daha neler! Amerikalılar yine abartmış! `` şeklindeki diyalogdan ve internette yapılan uzun araştırmadan sonra, 2006 Haziran ayı sonunda New York`tan kalkıp Key Largo’ya gitmeye karar verdik.



“Keys” kelimesi adalar anlamına geliyor. Miami`nin güneyinde, birbirlerine 43 köprü ile bağlı 240 kilometrelik bir yol boyunca sıralanmış adalar topluluğu. Kıta ABD’sinin güney ucunda. Atlantik Okyanusuna bakan Doğu cephesinde, kıyıya paralel olarak uzanan dünyanın üçüncü büyük “barrier reef”ine evsahipliği yapıyor. “Keys”lerin ilk durağında ise Key Largo var. ABD’nin en fazla dalış yapılan bölgesi. 30’a yakın dalış merkezi var. Ülkedeki ilk sualtı parkı da 1963 yılında John Pennekamp adlı gazeteci tarafından burada kurulmuş. Ünlü sualtı fotoğrafcısı Stephan Frink de burada yaşıyor. Her taraf dalış malzemesi satan mağazalarla dolu. Herhalde tüm bunlar bir araya gelince, Key Largo’yu dünyanın dalış başkenti yapıyor.


Key Largo’nun denize yapay kanallarla bağlanan ve etrafında birkaç otelin de sıralandığı küçük bir limanı var. Liman dalış, gezinti ve balıkçı tekneleri tarafından işgal edilmiş. Humprey Bogart’ın “Afrika Kraliçesi” filminde kullanılan buharlı tekne de bu limanın içinde sergileniyor. Hatta yüksek bir ücret karşılığı tekne ile gezinti yapmak da mümkün. Pazarlama konusunda Amerikalıların üstüne yok !


Biz de bu limana bakan otellerden birinde kaldık. Dalış operatörümüz olarak da “HMS Minnow” adlı tekneyi seçtik. 6 kişilik, 225 HP motorlu küçük bir tekne. Dalışlar Amerikan sistemine göre. Brövenizi gösterip, gerekli formları imzaladıktan sonra kaptan sizi dalış bölgesine götürüyor, brifingini veriyor ve badinizle istediğiniz gibi dalışınızı yapıyorsunuz. Dalış noktaları kıyıdan uzak olmasına rağmen, süratli tekneler kullanıldığı için en fazla yarım saatlik mesafede. İlk dalışlar 30-40 metre arasındaki batıklara. İkinciler ise vakit kaybetmeden, ortalama 10 metre derinlikteki resiflere. İlk dalışın dekosu bir anlamda resiflerde yapılıyor.


Key Largo’da hem doğal, hem de yapay resifler var. Yapay resifler aslında ABD’nin Doğu kıyılarında çok yaygın. Sadece gemiler değil, metro vagonları, uçaklar, tanklar bile yapay resif malzemesi olarak kullanılmış. Key Largo bu amaçla batırılan gemilerin en meşhurlarına ev sahipliği yapıyor.


Key Largo’da beş gün boyunca toplam 10 dalış yaptık. Zamanımızı sabahları dalışa, öğleden sonraları ise “Keys”leri keşfetmeye ayırdık. Suyun üstü bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Ancak suyun altında geçirdiğimiz vakit gerçekten olağanüstüydü. 5 günün sonunda Key Largo’nın dünyanın sayılı dalış bölgelerinden biri olduğu sonucuna vardık. Yaptığımız dalışların hikeyelerine gelince:

“Spiegel Grove” Batığı 

ABD’deki ikinci büyük yapay batık. Birinciliği 2006 Mayıs ayında Florida-Pensacola açıklarında batırılan USS Orinsky adlı uçak gemisine kaptırmış. Spiegel Grove 155 metre boyunda bir çıkarma gemisi. 1955 yılında inşa edilmiş. 2002 yılında temizlendikten sonra mavi derinliklere gönderilmiş. En derin noktası 42 metrede. Güvertesi ise ortalama 20-25 metre arasında.




Geminin batırılmasının ilginç bir hikayesi var. Uzun bir hazırlık döneminden sonra, gemiye sualtı dünyası ile tanışması için 17 Mayıs 2002 tarihinde randevu verilmiş. Ancak gemi sabırsızlık göstermiş. Gizemli bir şekilde bir gece öncesinde kendi kendine batmaya başlamış. Ertesi sabah, burnu biraz suyun dışında, kıçı ise dipte kumda baş aşağı sallanırken bulunmuş. Üç hafta süren çalışmalar sonunda, bir kurtarma ekibi, gemiyi tamamen batırmayı başarmış. Ancak gemi bu kere suyun altında, sancak kısmına doğru neredeyse yüz üstü yatmış. Dalış camiası yasa boğulmuş. Tüm planlar, harcanan paralar boşa çıkmış. Ancak sualtı tutkunları yılmamış. En güçlü römorkları kiralayıp, üç ay boyunca gemiyi suyun altında düzeltmeye çalışmışlar. Tüm bu çabalar da boşa çıkmış. Aradan üç yıl geçtikten sonra bir mucize gerçekleşmiş. Bölgeyi alt-üst eden “Dennis” adlı kasırga, yan yatan gemiyi düzeltmiş, insanoğlu ve makinelerin yapamadığını, doğa bir günde başarmış.



Bu hikayeyi düşünerek, dalış noktasına vardığımızda kıyı gözükmüyordu. Kabarık denizde batığın yerini gösteren büyük şamandıralar dalgalarla savrulup duruyordu. Ortadaki şamandıralardan birine küçük teknemizi bağladık. Toplam dört dalıgıçtık. Kaptanımız Jeff dalış öncesi kısa bir brifing verdi. Akıntının kuvvetli olduğunu, muhakkak şamandıra ipinden batığa inmemizi ve ipi ne suretle olursa olsun elimizden kaçırmamızı tembihledi. Gerçekten de söylediği doğruymuş. Batığa inerken bayağı zorlandık. 



Görüş yeterli olmasına rağmen, batığı büyüklüğü nedeniyle tek parça olarak göremedik. Güverteye geldiğimizde akıntı şiddetini azaltmamıştı. Tek kurtuluş yolu batığın içine girmekti. Ancak etraftaki barakudaları görünce, batığı keşfetmek yerine, bu asil balıklarla vakit geçirmeyi tercih ettik. Yaklaşık 45 dakika sonra dalışımızı başladığımız yerde keyifle noktaladık.



Spigel Grove’a daha sonra bir dalış daha yaptık. Bu sefer teknede sadece biz vardık. Akıntı yine kuvvetliydi. Bu kere barakudaları pas geçip, geminin içini keşfettik. Bir odadan, diğerine geçmek, her defasında karanlığın içinden acaba bir köpekbalığı çıkacak mı diye düşünmek, güneş ışıklarının izlerini takip ederek karanlıkta yönümüzü bulmak çok keyifliydi. Batıkta sadece bizim olduğumuzu bilmek de dalışa ayrı bir zevk kattı.


Spigel Grove’a ikinci dalışımızın sonunda tatlı bir heyecan da yaşadık. Dalışın sonuna doğru havamız rezervin altına düşmüştü. Ancak biz batığın burnunda, dalış teknemiz ise batığın kıçındaki şamandıranın üzerindeydi. İki seçeneğimiz vardı. Ya akıntıya karşı palet vurup, kıçtaki şamandıra ipine ulaşacaktık, ya da hemen yanı başımızdaki şamandıradan yüzeye, teknemizden uzağa çıkacaktık. Risk almadan, bulunduğumuz yerdeki şamandıradan yüzeye çıktık. Kaptanımız Jeff’e “okey” işaretini verdikten sonra, bizi almasını bekledik. Teknede Jeff’a neden oradan çıktığımızı anlattık. “İyi ki aksini denememişsiniz” dedi.

“Duane” Batığı 

Key Largo’da en güzel batık dalışımızı Duane’e yaptık. Duane eski bir sahil güvenlik gemisi. Boyu 100 metre. Kasım 1987’de batırılmış. Kumda gövdesi üzerinde dik oturuyor. Batık 40 metrede. Ana güverte ise 25-30 metre arasında. Dalgıçların girişi için ambar kapaklarını ve kapılarını sökmüşler. Bölgede “Gulf Stream” akıntısına en yakın batık. Açık denizdeki bu batığa da iki dalış gerçekleştirdik. İlkinde ne kadar şanslı olduğumuza Kaptanımız Jeff bile inanamadı. Bu dalışta akıntı yok denecek kadar az, görüş ise mükemmeldi. Suya kendimizi bıraktığımzıda, Duane batığını, kuşbakışı tüm hatlarıyla görebiliyorduk.



İlk dalışımızda da barakudaların peşinden koştuk. Akıntı olmadığı için geminin her tarafını turladık. İki gün sonra batığa tekrar daldık. Ama bu dalış hüzünle başladı. Dalışın ikinci dakikasında fotoğraf makinemin kabı (housing) su aldı. Dalış öncesi son kontrolleri ihmal etmemin cezasını pahalıya ödemiş oldum. Tekneye dönüp, kameramı büyük bir fenerle değiştirdikten sonra, dalışa devam ettik. Bu kere ilk dalıştaki kadar şanslı değildik. Hem akıntı çok kuvvetli, hem de görüş iyi değildi. Durum böyle olunca batığın içini dolaştık. Bir ara kaptan köşkünün önüne çıktığımızda, kendimizi yüzlerce barakudanın önünde bulduk. Manzara çok etkileyiciydi. Barakudalar önümüzde toplanmışlardı. İleri doğru yüzmelerine rağmen, kuvvetli akıntı nedeniyle, geminin önünde yerlerini sürekli muhafaza ediyorlardı. Bu manzarayı daha da yakından görmek için kaptan köşkünün önündeki güverteye indik. Akıntı o kadar şiddetliydi ki, ancak trabzanlardan tutunarak ve kendimizi ileri doğru çekerek barakudaların tam arkasına yerleşebildik. Kaptan köşkünün biraz altındaki “locaya” kendimiz sabitleyerek, önümüzdeki muhteşem manzarayı seyre daldık. Akıntı ve barakudaların hareketleri birleşince, sanki gemi, suyun altında ilerliyordu. Hayalet geminin, davetsiz yolcuları gibiydik. Yaşadıklarımızın gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu düşünürken, neredeyse hipnotize olmuştuk. Bizi bu rüyadan uyandıran dalış saatimin alarmı oldu. Dip zamanımız bitmişti. Yüzeye doğru çıkışa başlarken, talihimle hesaplaşıyordum. Neden kameranın alınmadığı dalışlar hep en iyi dalışlar olur ?Bazı sualtı fotoğrafçılarının ortak kaderi bu olsa gerek.




“Bibb Batığı”

Duane ile aynı özellikleri taşıyan bir sahil güvenlik gemisi. 1937’de yapılmış. 50 yaşında ise mavi derinliklerle tanışmış. Bibb’in Duane’den tek farkı sancak kısmı üzerine yan yatmış olması. Bu nedenle içine girilmesi pek tavsiye edilmiyor. Biz de tavsiyeye uyduk. Yan yattığı için pervanelerini fotoğraflamaya karar verdik. Geminin arkasına 43 metreye dalışımızı planladık. Plana uyduk ancak görüş kısıtlı, akıntı kuvvetli olduğundan ve birbirimizi sürekli kontrol etmekten pek iyi fotoğraf çekemedik.


Resiflerdeki Dalışlar


Batıklara yaptığımız derin dalışların dekosunu ortalama 10 metredeki resiflere yaptık. Key Largo’nun bu kadar güzel mercan resiflerine sahip olduğunu tahmin etmemiştik. Yanıldığımıza gerçekten çok sevindik.



Bölgede, muhakkak yapılması gereken dalışlardan biri “Molasses Reef”. Bu dalış noktası aslında çok geniş bir alanı kapladığı için, aynı dalışı bir daha yapmanız mümkün değil. “Molasses Reef” te de iki dalış yaptık. İkinci dalışımızda fotoğraf makinem yoktu (Duanne dalışı sonrası). “Murphy” kuralları burada da işledi. Dalışın ortalarına doğru Ceyhun, kaya altında genişliği en fazla iki metre olan bir kovuğu telaşla işaret ediyordu. Önünde birçok küçük balık olduğu için, kovuğun arkasında ne olduğu göremedim. İyice yaklaşınca, kovuğun içinde kumda yatan bir “nurse shark” ile burun buruna geldim. Balık bizden kaçmıyor. Öylesine duruyordu. Sanki fotoğraf makinem yok diye nispet yapıyordu. Dalışın sonuna doğru bir de “white tip” cinsi bir köpekbalığı gördük. Acelesi varmış gibi yanımızdan hızlıca gelip geçti. Talihimize ne desek boş.


Key Largo mercan resiflerinde muhakkak dalınması gereken bir diğer dalış noktası ise “Snapper Ledge”. Bu dalışa kadar hayatımızda hiç bu kadar çok balığı bir arada görmemiştik. Her tarafta “Yellowtail Snapper” sürüleri kaynıyordu. Geniş açı ile fotoğraf çekmek için mükemmel bir dalış noktası.



“Dede Orfoz”
Key Largo’daki son dalışımızı ise “French Reef” adlı noktaya yaptık. Bu dalışımız da unutulmazlar arasında girdi. 70 dakika süren dalışımızın yarısını, bugüne kadar gördüğümüz en büyük “Grouper”ın (Orfoz) peşinden koşmakla geçirdik. Dalışın ilk yarım saatinde her şey normaldi. Son gün kiraladığın turistik HP dijital kamera ile fotoğraf çekmeye çalışıyordum. Büyükçe bir kayanın etrafını dönünce, dev bir balığın üzerime geldiğini fark ettim. Nasıl tepki vereceğimi düşünürken, donup kaldım. Balık yanımdan süzülüp geçti. Yüzde otuzluk yanılma payını da hesaplarsak, “dede orfoz” bir buçuk metreye yakındı. Ceyhun da durumu görmüş yanıma gelmişti. Balığı takibe başladık. Arkasından palet vuruyorduk. Ancak dev balık kaçmak yerine bulunduğumuz noktada büyük daireler çiziyordu. Takibi bırakınca, önümüzde büyükçe bir kayanın altına girdi. “Murphy” devreye girdi. Minyatür kameranın pili bitmişti. Bir kere şans kötü gidince, toparlamak artık mümkün olmuyor. Onun için daha fazla üzülmedim. Dede orfozun yuvası tam önümüzdeydi. İki çıkışlı bir kaya altındaki büyükçe bir kovuk. Dedeyi çok fazla telaşlandırmadan yuvayı inceledik. Bir ara neredeyse dudak dudağa geldik. Ağzında kocaman bir olta iğnesi olduğunu fark ettik. İyi ki kurtulmuş. Daha nice yaşlara diyip, dede orfoza veda ettik. 


Sonsöz
ABD’nin Doğu yakasına yolu düşenler için Key Largo kaçırılmaması gereken bir dalış bölgesi. Miami’den arabayla bir saatlik mesafede. Otel ve dalış fiyatları ABD standartlarına göre makul. Bölge yılın her mevsimi dalışa müsait olsa da, hava durumunu sürekli takip etmekte fayda var. Batıklara dalış için deneyim gerekiyor. Ancak resifler her seviyeden dalgıca uygun. Key Largo bizim için güzel bir tecrübe ve anı oldu. Dünyanın olmasa bile, ABD’nin dalış başkentinde dalmak çok keyifliydi. 
Herkese güvenli ve mavi dalışlar.

www.colorsofoceans.org




No comments:

Post a Comment